Pir-Ümmi-Sinan Kimdir?

    This site uses cookies. By continuing to browse this site, you are agreeing to our Cookie Policy.

    • Pir-Ümmi-Sinan Kimdir?



      Pir-Ümmi-Sinan Kimdir?


      Ümmi Sinan Hazretleri: (15 yüzyıl sonları-16 yüzyıl) Muhammed Ali neslinden ve yolundan gelen ulu bir Pirdir. Dergahı İstanbul Eyüp...

      Ümmi Sinan Hazretleri: (15 yüzyıl sonları-16 yüzyıl) Muhammed Ali neslinden ve yolundan gelen ulu bir Pirdir. Dergahı İstanbul Eyüp ilçesi Düğmeciler Caddesindedir

      Kısaca Ümmi Sinan
      “İbrahim Ümmi Sinan (?-1568 ) Bursalıdır. Babalarının adı Abdurrahman’ dır. Saru Saltuk soyunun Rumeli kolundan olma ihtimali yüksektir. Muhammed Ali neslinden gelen soyu nedeni ile seyyid’dir. Soyu Saru Saltuk ile Muhammed Alİ’ye dayanmaktadır. Ehlibeyt yoluna bağlı Halveti tarikatının Sinaniye kolunu kurmuştur. Tarikat, başta İstanbul olmak üzere Marmara ve Balkanlara yayılmıştır. Oruç Baba’nın kendisi olduğu ve ilk dergahını bu isim ile kurduğu rivayet edilmiştir.
      Pir Ümmi Sinan ilim sahibi olduğu halde gördüğü bir rüya üzerine Ümmi mahlasını kullanmıştır. Seyyid Seyfullah Hazretlerinin mürşididir”

      Ümmi Sinan Hazretlerinin Eserleri
      Ümmi Sinan Hazretleri iki eser bırakmıştır. Bunlardan birincisi, “Risâle-i Şerife-i İstanbuli Ümmi Sinan” diğeri de irfanını gösteren “İlahiler Divanıdır”.
      Anadolu ve Rumeli de çok sayıda derviş ve talibi bulunmaktadır.

      Ümmi Sinan Hazretlerinin Vefatı
      Topkapı, Kürkübaşı mahallesinde ki dergâhında vefatına kadar irşâd görevine devam etmiştir. (1568 )
      İslamın ruhiyatını evliyaullah Ümmi Sinan yaymıştır. Onların sözleri doğru ve Allah kelamıdır. Kur’ân-ı Kerim’ i canlı yaşayan ve Tevhid nurunu alema beyan eyleyerek gönüllere muhabbetle ile aşkı sunmuştur.
      Ölü gönülleri ihya etmiş, akıllara, fikirlere ışık tutmuş, mahzun gönüllere kederli insanlara âb-ı hayat sunmuş olan Ümmi Sinan Hazretleri, vefatına yakın dostlarına şöyle buyurmuşlar;
      “Rüyamda gördüm, bir gemim var imiş, yelkenleri açtım gidiyordum. Rüzgar sakin olunca yelkenleri indirdim. Gemiyi karaya çekmek istedim. Bir kimse gelip yelkenleri indirme kaldır, az çok rüzgar vardır taki menzile eresin, bir ayak daha ileriye varasın dedi.”
      Dostları bu olaydan murad nedir, rica etdiklerinde Ümmi Sinan Hazretleri buyurdular ki;
      “Can sineye geldi, biz hayatdan, hayat bizden el çekti, can var iken sakın tevhidsiz durmayın nefsi rüzgar az çok vardır. Gemiyi bir ayak ileri sürmekte kar vardır.” Bunun üzerine dervişler ağlamaya başladılar, gözlerine yaşlar dökerek sinelerine taşlar bağladılar. Ümmi Sinan Hazretleri Ya Hay Ya Kâyyum Diye canını terk ederek fani alemdem ebediyet alemine geçtiler.
      Halifeleri Nasûh Dede tarafından kendileri için yaptırılan Eyüp, Düğmeciler mahallesi Ümmi Sinan Sokaktaki Dergâha defnolundu.
      Yahya Galip
      Ulemanın şikayeti üzerine Abdulhamit tarafından Tokat’a sürgün amacıyla memur olarak atanmıştır. Daha sonra Defterdar iken Ankara Valiliğine seçilmiştir. Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti’nin 27 Aralık 1919’da An¬kara’da karşılanması sırasında da Ankara valisi olarak aktif görev almıştırYahya Galip Kurtuluş savaşında Mustafa Kemal Atatürk’ün en yakınında kişilerden biri olarak üstün hizmetlerde bulunuş ülke ve İslam’ın kurtuluşu için tüm benliği ile savaşmıştır. Mustafa Kemal tarafından “Hakan” olarak hitap edilmiştir. Üç dönem Kırşehir Millet vekili olarak görevini yapmıştır.
      MEHMET TALİP KARGI 1924-1991
      MEHMET TALİP KARGI 1924 yılında EYÜP’te ÜMMİSİNAN KÜLLİYESİNDE dünyaya gelmiştir.
      Bütün insani vasıfları üzerinde toplayan kişiliği ile her zaman sevilmiş ve sayılmıştır.
      Manada ÜMMİSİNAN HZ. tarafından verilen bir işaret ile 1977 yılında HAK yolunda hizmete koyulmuş, 1982 yılında tamamiyle çökmeye yüz tutan türbeyi ve semahaneyi kendisinin ve gönül dostlarının gayretiyle onartmıştır. İleriye dönük ve çağımıza uygun içtihati ile 1985 yılında ciddi bir şekilde çalışmaya başlayan Tasavvuf Musikisi topluluğunda hanımlara da yer verilmiştir.
      6 Mayıs 1991 tarihinde HAK’ka yürümüş, 8 Mayıs 1991 tarihinde vasiyeti üzerine ÜMMİSİNAN KÜLLİYESİNİN mezarlığına sırlanmıştır.
      Bıraktığı manevi güzelliğin devam ettirilmesi için kurulmasını vasiyet ettiği dernek, vefatından hemen sonra seven dostlarının ve evlatlarının gayreti ile 12 Şubat 1993 tarihinde resmen kurulmuştur. Doğuşları kitap haline getirilmiştir.
      Dergahındaki kitabe:
      Mürîd-i râhı Hakk’a kıblegâh-ı aşikandır bu
      Edeble gir gözün aç türbe-i Ümmî Sinândır bu

      Ümmi Sinan’ın Ebûsûud Efendinin ilmini ölçmesi:

      Ümmi Sinan Hazretleri zamanında İslam dininin maneviyatından haberi olmayan softa takımı onun dervişlerine ve taliplerine iftira ve sözlü saldırılarda bulunuyorlarmış. Şeyhûl İslam Ebûsûud Efendi de dil uzatıp iftiralarda bulunmuş.

      Ebûsûud Efendi ifriraları üzerine dostları şeyh Ümmi Sinan’a tekrar gelmişler: “Efendim, artık biz bu zatın iftira ve hakaretlerine dayanamayacağız, diye niyazda bulunmuşlar.
      ” Ümmi Sinan Hazretleri de bu kerre;
      “ Ebûsûud Efendi ile görüşürüm” diyerek doğru Ebûsûud Efendi odasının kapısının önüne gelmiş, içeri girecek, kapı ağaları odacılar;
      – Nereye ? diye önlemişler girmesini.
      – Ümmi Sinan: Ebûsûud Efendiyi göreceğim. Bir müşkilim var, sormak isterim. demiş
      – Ebûsûud Efendiye sorulduğunda
      – Meselesini evvela yardımcılarıma sorsun, onlar halledemeyince o vakit bana gelsin. Diye yüksek sesle emir verirken, dışarıdan Hazreti Ümmi Sinan bunu duymuş.
      Ağa, efendinin emrini söylemek üzere dışarı çıkarken Ümmi Sinan Hazretleri yüksek sesle:
      – Söyleyin o içerdeki adama! Bunlar güya peygamber efendimizin varisiyiz diye geçinirler. O aziz peygamberin huzuruna girmek için böyle ağalar, odacılar merasimi var mıydı? Allah’ı tercümansız seyreden o merhametli peygamberin perde arkasında oturduğu görüldü mü idi? diye sormuş.
      Ebûsûud Efendi
      – O zat kim ise içeriye gelsin demiş.
      Ümmi Sinan Hazretleri içeriye girince, onun Dervişan vaziyeti Ebûsûud Efendi’nin yüzünü ekşitmiş.
      – Ne istiyorsunuz? diye sormuş.
      Ümmi Sinan Hazretleri cevaben;
      – Ben Ümmi bir adamım. Allah’ın ilmiyle mahlukatın ilmi arasındaki nispet daima gönlümden geçer, bunu bana açık şekilde anlatabilecek bir alim arardım. Bugün de siz hatırıma geldiniz,
      Ebûsûud Efendi pürhiddet;
      – Bu biçim sual mi olur? diye mukabele edince, Ümmi Sinan Hazretleri;
      – Resûl-i Ekrem Efendimiz bu dini öğretirken, anlayışı ağır olduğu halde ihlası olup anlamak isteyenlere: Anlamadığından dolayı hiddet göstermeyiniz, öğretinceye kadar çalışınız, diye buyurmuşlardır.
      Ebusuud Efendi;
      – Otur, deyip, Ümmi Sinan önüne oturduktan sonra, bir daire çizmiş ve dairenin ortasına da bir merkez noktası koyarak Ümmi Sinan Hazretleri’ ne:
      – Simdi dikkatle bak! demiş. Lâteşbih şu daireyi Allah’nın ilmi farzederseniz orta yerindeki o nokta da gelmiş ve gelecek Alimlerin ilmidir.
      Pir Ümmi Sinan;
      – O halde, o noktada size isabet eden ilminizi gösterir misiniz? Deyince, Ebûsûud Efendi cevap verememiş.

      Ümmi Sinan’ın Ebûsûud Efendinin Şeytan Kimdir sorusuna cevabı.

      Bir gün Ebusuud efendi medreseden çıkıp evine giderken yolda Ümmi Sinan Hazretleri ile karşılaşmış. Pir Hazretlerini alay maksadı ile: “Şeytanı bilir misin”, Hazreti Pir bilirim buyurmuşlar;
      – Kimdir? Diye sorunca
      – Ebusuud efendiyi işaret ederek; Biz Allah ile muhabbette iken araya girip ayırandır şeytan …
      Bunun üzerine ham sofunun canı sıkılmış. Bu sefer Pir Ümmi Sinan; Siz bize Şeytandan bahsettiniz, bizde size “Men ârefe nefsehû fakat ârefe Râbbehû” Hâdis hükmünce nefsinizi nasıl bilirsiniz? Diye sorunca Ebusuud efendi;
      “Bizim nefsimiz bir köpektir” deyince Ümmi Sinan Hazretleri alim geçinenin yanındakilere dönerek hitaben köpeğe uyup nereye gidiyorsunuz? Demesi üzerine molla cevap verememiş.

      Ümmi Sinan’ın Ebûsûud Efendiyi Papaz yapması


      Ümmi Sinan Hazretleri’ nin sözlerini hazmedemediğinden hiddetlenerek;
      – Senin cenaze namazını papaz kıldıracaktır! demiş.
      Ümmi Sinan Hazretleri de;
      – Ona hiç şüphe yok, benim cenazemin namazını muhakkak papaz kıldıracaktır, diye cevap vermiş.
      Dergahı mescit olan Ümmi Sinan Hazretleri, Hakka yürüyeceği zaman Dervişlerine;
      – Ben Hakkın emanetini teslim edince tabutuma hiçbir şeyle örtmez, o şekilde camiye götürürsünüz. Cenaze namazım kılınır kılınmaz da hiç kimseyi beklemeden hemen tabutumu örter , süsler, tacımı giydirir, beni geri getiririsiniz.
      Ümmi Sinan Hazretleri Hakka yürüyünce dervişleri vasiyetini yerine getirerek çıplak tabutla musalla taşına kadar götürürler.
      O gün de Kanûni Sultan Süleyman’ın kerimesi de vefat etmiş, o da musalla taşına getirilmiştir. O günkü ananede de padişah, sultan, şehzadenin cenaze namazlarını Şeyhû’l İslam kıldırırmış. Tam namaz kılınacak, musalla taşında çıplak bir tabutta bir erkek cenazesi var. Tabii Şeyhû’l İslam ilk önce erkeğin cenaze namazını kıldırıp sonra sultanın namazını kıldırmağa başlayınca, Ümmi Sinan Hazretleri’nin talebeleri hiç beklemeden hemen Pir Ümmi Sinan’ın emirlerini yerine getirmeğe başlamışlar ve tabutun başına tacını giydirerek süslü örtülerini örtmüşler.
      Ebûsûud Efendi de sultanın cenaze namazını kıldırırken gözünün ucuyla bu hale bakarak şaşırmış. Selam verir vermez;
      -Bu cenaze kimin cenazesidir? diye sormuş.
      – Pir Ümmi Sinan Hak’a yürüdü, cevabını alınca, Ebûsûud Efendi sakalını tutarak;
      – En nihayet bizi papaz de yaptı öyle gitti,

      Seyrimde bir şehre vardım

      Seyrimde bir şehre vardım
      Gördüm sarayı güldür gül
      Sultanımın tacı tahtı
      Bağı divanı güldür gül

      Gül alırlar gül satarlar
      Gülden terazi tutarlar
      Gülü gül ile tartarlar
      Çarşı pazarı güldür gül

      Toprağı güldür,taşı gül
      Kurusu güldür, yaşı gül
      Has bahçesinin içinde
      Selvi çınarı güldür gül

      Gülden değirmen döndürür
      Anın ile gül öğütür
      Akar arkı, döner çarkı
      Bendi pınarı güldür gül

      Ak gül ile kırmızı gül
      Çift yetişmiş bir bahçede
      Bakışırlar hâra karşı
      Hârı, eshâr-ı güldür gül

      Gülden kurulmuş bir çadır
      İçinde nimeti hazır
      Kapıcısı İlyas Hızır
      Nârı şarâb-ı güldür gül

      Ummi Sinan gel vasfeyle
      Gül ile Bülbül devrini
      Meğer şu garip bülbülün
      Ahu figanı güldür gül.

      Erenlerin Sohbeti

      Erenlerin sohbeti
      Ele giresi değil
      İkrar ile girenler
      Mahrum kalası değil

      İkrar gerek bir ere
      Göz açıp didar göre
      Sarraf gerek cevhere
      Nadan bilesi değil

      Bir pınarın başına
      Bir testiyi koysalar
      Kırk yıl orda kalırsa
      Kendi dolası değil

      Ümmi Sinan yol ayan
      Oluptur belli beyan
      Dervişlik yolu heman
      Tacı hırkası değil.

      Acep hayran oldum

      Acep hayran oldum aşka uyalıdan
      Yanıp üryan oldum aşka uyalıdan

      Kimi der deli kimi der uslu
      Halka seyran oldum aşka uyalıdan

      İlmi hikmet ile doldu vücudum
      Ani irfan oldum aşka uyalıdan.

      Sinan-ı Ümmi’de kalmadı hiç gam
      Özge sultan oldum aşka uyalıdan