MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Hoşgeldin Ziyaretçi
Mesaj atabilmek için forumumuza kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifre
  





Forum İstatistikleri
Üye Sayısı:» Üye Sayısı: 17
En Son Üyemiz:» En Son Üyemiz: FRTürk_2019
Konu Sayısı:» Konu Sayısı: 6,719
Mesaj Sayısı:» Mesaj Sayısı: 8,690

Tam İstatistik Tam İstatistik

Çevrimiçi Kullanıcılar
Şu anda 56 çevrimiçi kullanıcı var.
» 0 üye | 53 Misafir
Bing, Google, Yandex

Forumlarda Ara

(Gelişmiş Arama)

Keçi Beslenmesi

Çanakkale 2010 Kongresi, keçi beslemenin ne derece geniş bir yelpazede yapılabileceğinin tanımlanması bakımından önemli örneklere şahitlik etmiştir. Bu yelpaze içerisinde bir tarafta tamamen ekstansif sistem, maki alanlarından kaba yem amaçlı faydalanma (8), diğer tarafta ise modern olarak tanımlanan, entansif süt sığırcılığında olduğu gibi yıl boyu kaba yem olarak silo yemlerinden yararlanmayı öneren sistemin yer aldığı görülmektedir (2). Kongrede, genel anlamda Ülkemize özgü koşullar nedeniyle “keçiyi keçi gibi besleme”vurgusu ile ağırlıklı olarak meraya dayalı besleme ön plana çıkmıştır. Ancak entansif süt keçiciliğine uygun genotiplerin varlığı, uygun koşullar altında tamamen barınakta, yem çeşidinin ve kalitesinin yıl boyunca değişmediği sistemi de gündeme getirmiştir. Söz konusu sistem içerisinde, küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinde Ülkemizin alışkanlıkları arasında olmayan silo yemlerinin kaliteli kaba yem olarak kullanımının ön plana çıkması gereği vurgulanmıştır (2, 22).

Ürün Kalitesi ve Hijyen

“Özel ürün” olarak pazarlanma potansiyeline sahip Ülkemiz keçi ürünleri üretiminde hijyen sorunu, hayvancılıktaki diğer üretim dallarında da olduğu gibi, önem taşımaktadır. Ülkemiz keçi yetiştiricisinin koşulları (eğitim seviyesi, sosyal durumu, ekonomik durumu, sürü büyüklüğü, bireysel değil sürü bazında uygulama gereksinimi, ekstansif karakteri, farklı sistemlerin varlığı) üretimde hijyen sorununun büyümesine ve çözümünün daha da zorlaşmasına neden olmaktadır. Keçi sütüne dayalı ürünler gün geçtikçe popülarite kazanmaktadır (19). Kongrede özellikle peynirin yanı sıra farklıürünler için de keçi sütünün önemli bir alternatif olduğu gösterilmiştir (dondurma, kefir, bebek maması) (13, 24, 26). Ancak asıl vurgulanması gereken kongrede yer alan bildirilerde keçi ve oğlak/çebiç etine olan akademik ilginin artmış olmasıdır (4, 14, 15, 25). Bildiriler besi, karkas ve et kalitesini birlikte işlemekte ve keçinin yine önemli bir alternatif kırmızı et kaynağı olabileceğinin altını çizmektedir.

KEÇİLERDE ÇİFTLEŞME NE ZAMAN YAPILMAKTADIR?

Keçilerde koyunlar gibi mevsime bağlı kızgınlık gösteren hayvanlardır. Sonbaharda günü ışıklı sürelerinin, ışık yoğunluğunun ve hava sıcaklığının düşmesi ile kızgınlık gösterirler.
Teke Katım Zamanı; Keçilerin kızgınlık göstermesine, yeme, meraya ve pazarlama koşulları dikkate alınarak teke katımı yapılmalıdır. Aşım genellikle sonbaharda yapılır ve 1,5-2 ay sürer. Serbest aşımda teke başına 30-35 dişi, elde aşımda 60-90 dişi hayvan hesaplanmalıdır.

GEBELİK DÖNEMİNDE KEÇİLERİN BESLENMESİ

Gebeliğin başlarında keçilerde şok etkisi olan davranışlardan kaçınılmalıdır. Gebeliğin son iki ayında ise hacimli ve sulu yemler yerine yüksek proteinli yoğunlaştırılmış yemler ve iyi kaliteli kuru çayır otu veya yonca otu vermek gerekir. Keçilerin düzenli olarak meraya çıkartılması ve gerekli hareket imkânının verilmesi zorunluluğu unutulmamalıdır, imkânımız varsa gebe keçileri diğerlerinden ayrı olarak işletme merkezine yakın yerlerde otlatmalıyız.
Doğum yaklaştıkça keçilere gösterilen özen daha çok arttırılmalıdır. Doğum yatarak olabileceği gibi ayakta da olabilir. Normal doğumda müdahale etmeden olayı seyretmek en doğru yoldur. Şayet herhangi bir zorluk varsa doğuma yardım edilmelidir.

DOĞUMDAN SONRA OĞLAKLARIN BAKIM VE BESLENMESİ

Doğumdan sonra oğlakların ağız ve burunlarım temizleyerek rahat nefes almaları sağlanmalıdır. Göbek kordonu 3-4 parmak aşağıdan kesilerek tentürdiyot dökülmelidir.
Yeni doğan oğlaklara ilk 3-5 gün ağız sütü verilmelidir. Daha sonra oğlaklar ya anasının yanına bırakılarak doğal emzirme; ya da biberon ve kova ile yapay emzirme uygulanır. Yapay emzirmede sütün ısısına dikkat edilmelidir. Sütün ısısı 35-38 c° olmalıdır. Oğlaklara verilecek süt yarım kilodan başlayarak 1,5-2 kg.a kadar çıkabilir. Ayrıca oğlaklara doğumdan birkaç gün sonra iyi kalitede kuru ot ve kesif yem verilmelidir. Süt içirme dönemi l O-12 hafta sürer.
İlk altı ayda normal büyüyen oğlaklar günde 110-200 gram ağırlık artışı olmaktadır, bu dönemde düzenli süt içirilmesinin yanında kaba ve kesif yemin büyük yararları vardır. Bu yemler rumen gelişimi için önemlidir. 15 günlükten sonra yalama taşları konmalı oğlaklar yeşil yem yeme ve hava almak için yakın meralara çıkarılmalıdır.
Oğlaklarda doğumun ilk aylarında beslenmenin yanı sıra zorunlu bazı bakım işleri vardır. Bunlar numaralama, kastrasyon tırnak bakımı ve boynuz ve koku bezlerini köreltme işleridir. Şayet boynuz ve koku bezleri köreltilecekse doğumdan 3-4 gün sonra boynuz düğmeleri üzerindeki kıllar kontrol edilir. Düzgün değilse hayvanın boynuzlu olduğu anlaşılır. Buraya sodyum veya potasyum hidroksitli çubuk sürülerek veya dağlayarak boynuz köreltilmelidir. Boynuzdan sonra daha üstte bulunan koku bezleri de dağlanmalıdır.Böylece erkek hayvanların aşımda koku yapmaları engellenmiş olur.

ERGİN KEÇİLERİN BESLENMESİ

Keçiler diğer hayvanlara göre yem kaynaklarından daha iyi yararlanırlar. Sütçü keçiler gebeliğin ilk yansında eğer sağılmıyorsa sadece mera ve bir miktar kuru otla yetinebilir. Ancak gebeliğin ikinci yarısında keçiler hem yavruyu beslemek hem de bir sonraki laktasyona hazırlık yapmak durumundadır. Bunun için kuru ot ve taze otu ek olarak bir miktar kesif yem vermek yararlı olacaktır. Ancak aşırı beslemeden kaçınılmalıdır.
Doğumu izleyen ilk gün yeni doğum yapmış keçilere verilen kesif yem miktarı azaltılarak aşırı süt akışına engel olmak yerinde olacaktır. Ayrıca keçilerde ani yem değişikliklerinden kaçınılmalıdır. Keçiler yeterli miktarda kaba ve kesif yem sağlanması durumunda yem tüketiminde seçici davranan hayvanlardır. Bu nedenle hayvanın yemi seçmemesi için kıyılarak yedirilmesi gerekmektedir.

SÜT KEÇİLERİNİN BESLENMESİ

Süt keçilerin beslenmesinde, kritik sayılan başlıca üç dönem vardır. Bunlar sırasıyla, teke katımı ya da çiftleşme dönemi, gebeliğin son 1-1.5 ayı ve oğlaklamayla başlayan süt döneminin ilk iki ayıdır. Bu dönemlerde süt keçilerine elden verilecek yemlerin miktar ve niteliği, verimliliği etkiler.

TEKE KATIM DÖNEMİ BESLENMESİ

1. Keçilerin beslenmesi: Teke katımı zamanında, daha kaliteli bir beslemenin uygulanmasında birçok yarar vardır Bu yararlar arasında sırasıyla; keçilerin tekeye gelme süresinin kısaltılması(aşımların toplulaştırılması), ikizliğin artırılması, gebe kalma oranını yükseltilmesi ve gebeliği başarıyla sürdürülmesi sayılabilir. Buna aşım ya da katım dönemi beslemesi adı verilir. Teke katım dönemi beslemesi yaklaşık 4-6 haftalık bir süreyi kapsar. Bu süre içinde süt keçilerine 1-1.5 kg a kadar kuruot ve 250-300 g arpaya eşdeğer karma yem verilebilir. Ancak, keçiler dışarıda otluyorsa, ayrıca kuruot vermeye gerek yoktur, yalnız karma yem verilir.

2. Tekelerin beslenmesi: Aşım döneminde tekenin beslenmesine de özen gösterilmelidir. Tekelere verilecek karma yem, döl suyunun (meni) verimini ve kalitesini artırır, onları aşımda daha zinde tutar. Tekelerin beslenmesine, aşım döneminden önce başlanarak verilen toplam yem %10-15 düzeyinde artırılır. Bu düzey aşım dönemi boyunca, hatta aşımdan sonra 4-5 hafta daha sürdürülür. Teke katım döneminde, serbest olarak yedirilen kaliteli kuruot yanında teke başına günde 300-500 g tahıl karışımı yem verilir. Teke katım döneminde, keçi ve tekelerin mineral madde ihtiyaçlarını karşılamak için yalama taşından yararlanılmalıdır.

GEBELİĞİN SON DÖNEMİ BESLENMESİ

Gebe keçilerde gebeliğin son 1.5 ayı oğlağın ana karnında en hızlı büyüdüğü ve memenin giderek geliştiği döneme rastlar. Bu dönemde dengeli ve yeterli beslenen anaç keçilerin oğlakları iri doğar ve memenin süt üretme gücü uyarılır. Ayrıca ananın güçlü kalması da sağlanır. Bu durum, ikiz doğurma olasılığı yüksek süt keçilerinde önem kazanır. Gebeliğin son döneminde yem tüketimi azalır. Bununla birlikte, karma yem içeriğinin protein, enerji ve mineral yoğunluğu artırılmalıdır. Enerji düzeyi, karma yemdeki buğdaygil dane yemin yüzdesini yükselterek artırılmalıdır. Diğer yandan kalsiyum düzeyi artırılır, ancak süt humması riskini azaltmak için gebeliğin son iki haftasında düşürülmelidir. Sütçü keçi başına verilecek karma yem miktarı, 40-50 kg lık keçiler için gebeliğin ilerleyen dönemlerinde 200 g dan başlayarak 600-700 g kadar yükseltilebilir. Kaliteli kuruot miktarı 0.5 ile 0.8 kg arasında değişebilir.

SÜT VERİMİNİN İLK DÖNEMİ BESLENMESİ

Süt keçilerinde süt veriminin en yüksek olduğu dönem, oğlaklamadan sonraki ilk 6-8 haftalık dönemdir. Bu dönemde, en yüksek düzeyde süt elde etme, bununla birlikte anayı sağlıklı tutmak için dengeli ve yeterli bir besleme düzeni gereklidir. Ananın süt miktarının yeterli olması, aynı zamanda süt emen oğlakların hızlı gelişmesi açısından da önemlidir. Sağmal keçiler için iki seçenekli süt karma yemiyle besleme sistemi uygulanabilir; Sağmal keçiler, süt verimlerine göre gruplandırılır. Süt yemi karması sağım sırasında, öncesinde ya da sonrasında verilebilir. En yaygın olarak uygulanan sistem, sağım sonrası yemlemedir. Her bir sağmal keçi, süt verimine göre yemlenebilir. Ancak bu uygulama, çok yüksek verimli keçiler için geçerlidir. Üretilen her litre süt için, kuru otun dışında 400-600 g süt yemi karması hesaplanır. Süt yemi karması, %16 ham protein ve ortalama 700 kcal net enerji içermelidir. Yem fabrikalarından alınacak süt yemi dışında, yetiştiricilerin kendileri de karma yem hazırlayabilirler. Örneğin bir litre süt için keçilere (350 g arpa + 100 g pamuk tohumu küspesi) ya da (250 g arpa +100 pamuk tohumu küspesi + 100 g mısır) karışımından oluşan karma yem hazırlanabilir. Sağmal dönemde, keçilere verilecek karma yemin protein, vitamin, ve mineral düzeyi kadar enerji içeriği ve düzeyi de önemlidir. Enerji kaynağı büyük ölçüde tahıllardan karşılanmalıdır.

SÜT KEÇİLERİNİN BESLENMESİNDE TEMEL İLKELER

Keçiler, sığır ve koyunlardan farklı olarak ağaç yaprakları ve dallarından yem olarak yararlanabilirler. Kaba yemler, genellikle hayvanların yaşama gereksinimlerini karşılamada kullanılmalıdır. Yeşil yemin ve otlağın bulunmadığı dönemlerde, keçilere kuru ot ve kuru yonca verilmelidir. Keçilerin kaba yem ihtiyacı şeker pancarı posasından da karşılanabilir. Havuç, şalgam gibi kök ve yumru yemler de keçi beslemede kullanılabilir. Ancak bunlar, iştaha göre değil sınırlı verilmelidir. Süt keçilerinin beslenmesinde genellikle sağmal dönemde yeşil silo yemlerinden yararlanılabilir. Verilecek silo yemi miktarı, keçilerin günlük kurumadde ihtiyacının %40-60 ını karşılayacak düzeyde olmalıdır. Silo yemleri, sağımdan 3-4 saat önce yedirilmelidir. Günlük silaj miktarı 1-3 kg kadar olabilir. Yüksek süt verimli keçilerin ihtiyaçlarını tam olarak karşılayabilmek için kaba yemlerin karma yemlerle desteklenmesi zorunludur. Keçilere verilecek karma yemin enerjisi, mısır ve buğdaygil dane yemler ve bunların değirmencilik artıklarından, protein ihtiyacı pamuk, ayçiçeği gibi yağlı tohum küspelerinden karşılanmalıdır.

SÜT KEÇİLERİNİN OTLATILMASI

Türkiye’de, az sayıda yetiştirilen süt tipi keçilerin dışında kıl keçilerin yaşama ve verim payı ihtiyaçları çoğunlukla mer’adan karşılanır. Keçi mer’aların ağırlığını da orman mer’aları oluşturur. Orman mer’alarından yararlanan keçi sayısı, getirilen sınırlamalar nedeniyle azalmaktadır. Bu bağlamda kıl keçi sayısında gözlemlenen azalma, melez süt keçisi yetiştiriciliğinin geliştirilmesiyle de ivme kazanabilir. Ancak şimdiki durumda bile denetimli ve birörnek otlatma yapılarak, hem orman mer’alarının aşırı sömürülmesi engellenebilir, hem de keçilerin gereksinimleri daha yüksek düzeyde karşılanabilir.

Denetimli ve bir örnek otlatma için aşağıdaki noktalara dikkat edilmelidir.

Sürü büyüklüğü 100-150 baş keçiyi aşmamalıdır.

Sürü mer’aya en çok 100 m. genişlikte ve 50 m derinlikte birörnek bir şekilde dağıtılmalıdır.

Keçiler dakikada 4-5 m yol alacak bir hızda yürütülmelidir. Çoban sürünün önünde yürümelidir. Olası ise bir yardımcısı olmalıdır.

Koruma amacıyla 80-100 baş keçiye bir köpek hesaplanmalıdır.

Geniş alanlı mer’alarda otlatmaya mer’anın bir kenarından başlanmalı, 150-200 m genişlikte bir şerit sonuna kadar otlatılmalı, sona ulaşıldığında geri dönülerek şerit bir kez daha otlatılmalıdır.

Engebeli mer’larda otlatmaya eteklerden ve yemin en iyi geliştiği yerden başlanmalı, keçiler daha sonra yukarıya doğru yavaş yavaş tırmandırılmalıdır.

Sıcak mevsimlerde, sabah güneş henüz etkili değilken sürü doğuya doğru, sıcak bastırınca kuzeye, akşam üzeri de batıya doğru sürü güdülmelidir.

Rüzgarlı havalarda, sabah ve akşam döneminde sürü rüzgar yönünde, öğleyin ise rüzgara karşı yönlendirilmelidir.

İlkbahar ve sonbahar aylarında hayvanlar tam gün olarak otlayabilirler. Ancak keçiler yazın sıcaktan dolayı öğle sırasında otlamayı sevmezler ve mer’adan yeterince yararlanamazlar. Bu nedenden dolayı gündüzün gölgeliklerde dinlendirilmeli, akşam üzeri mer’aya çıkarılmalı ve otlatma gece sürdürülmelidir.

İlkbaharda, sabah saatlerinde kırağıya dikkat etmeli, kırağı çözüldükten sonra mer’aya sokulmalıdır.

DOĞAL (ANALI) BÜYÜTME

Türkiye’de keçicilik işletmelerinde oğlaklar genellikle doğal yöntemle yani 2-3 ay süreyle anasının yanında bırakılıp onu emmesini sağlayarak büyütülür. Emiştirme döneminin süresi, işletmeden işletmeye ayrım gösterebilir. Ortalaması 60 gün olarak kabul edilebilir.

Oğlakların Yavrulukta Büyütülmesi: Süt keçiciliğine yönelecek işletmelerde oğlak verimi artacaktır. Bu durumdaki işletmelerde ikiz ya da üçüz oğlakların hızlı gelişmesini sağlamak, yemden yararlanmayı hızlandırmak ve sütten kesimden sonra oluşabilecek stresin etkisini azaltmak amacıyla yavruluk(*), adı verilen düzenlemelerden yararlanılabilir. Yavruluklarda aynı zamanda temiz ve taze su bulundurulur.

Yavruluktan yararlanılarak uygulanan beslemede dikkat edilecek konular şunlardır:

Yavrulukta oğlakların önünde taze ve sürekli yem bulunması çok önemlidir.

Asla yavruluk boş bırakılmamalıdır.

Oğlaklar, yavruluklara büyütme dönemine geçerken yavaş yavaş alıştırılmalıdır. Aksi durumda, birden bire başlayacak fazla karma yem tüketimi Çelerme’ye (Enterotoksemi) neden olabilir.

Yemlikler, su, yağmur, kar gibi istenmeyen etmenlerden korunmalı ve bütün yemlikler karma yem ile dolu olmalıdır.

Islak yemler küflü olabilir, bu nedenle yemlikler, sık sık denetlenmeli, bozuk yemler varsa yemlikten uzaklaştırılmalıdır.

Özellikle karma yemliklerdeki yem akış hızı çok iyi denetlenmelidir.

Derin ve eğimli karma yem yemlikler, oğlaklar için bir tehlike oluşturabilir. Bu da oğlaklarda ölüme neden olabilir.

Açık yemlikler, oğlak büyütmede kullanılabilir. Ancak yemlikler sık temizlenmeli ve en az günde iki kez doldurulmalıdır.

Açık yemlikler kullanıldığında oğlaklar, kim zaman yemliklerin içine girerek idrar ve dışkı yaparlar. Bu durum aynı zamanda yem kaybına neden olur.

Oğlak Büyütmede Kullanılan Yavruluk

Yavruluğun ölçüleri incelendiğinde dikey çubuklar arası aralık 12.5-15 cm, çubukların yerden yükseklikleri ise 50 cm olmalıdır. Oğlakların geçecekleri alanın yüksekliği, en az 120 cm olmalıdır. Dayanıklı ve uzun süre kullanılacak yavruluk kapısı, metalden yapılmalı, tercihen 2.5 cm ya da 3.5 cm kalınlığındaki paslanmaz çelik kullanılmalıdır. Kapı tahtadan yapılacaksa, sağlam olmalıdır. Ancak kullanım süresi, metal kapılara göre daha kısa olacaktır. Yavruluklar, oğlakların gün boyunca bölme içinde gezindikleri suluk, gölgelik ve diğer yapılara yakın olmalıdır. Oğlaklar, özellikle karınları doyurunca zıplama, tırmanma ya da diğer oyun davranışlarında bulunur. Bu amaçla yavruluk yakınlarına ağaç kütük, kaya parçası gibi cisimler konularak oğlakların oynamalarına yardımcı olunur.

ANASIZ (YAPAY) BÜYÜTME

Anasız büyütme, özellikle oğlak veriminin yüksek, buna karşılık keçi sütünün yüksek fiyatla değerlendirildiği ülkelerde yaygın olarak kullanılmaktadır. Türkiye’de de süt keçiciliğinin gelişmesine koşut olarak oğlakların büyütülmesinde anasız büyütme devreye girebilir. Anasız büyütmede oğlaklar, doğar doğmaz analarından ayrılarak, özel biberonlarla, ya da özel emzikli kovalarla elden emzirilir. Bu büyütme yönteminde oğlakların besin gereksinimi ana sütü, ya da aynı besin değerindeki ve “yapay süt” olarak adlandırılan özel mamalarla karşılanır. Bu büyütme yönteminde, yeni doğan oğlakların ilk birkaç hafta her türlü çevresel etkilerden korunacakları bir ortamda bulundurulmaları gerekir. Özellikle çevre sıcaklığının önemi büyüktür. Oğlaklara sıcaklık bakımından rahat bir ortam sağlamak amacıyla reflektörlü ısıtıcı lambalardan yararlanılır. Yaklaşık 90 cm yükseğe yerleştirilen ve 250 watt gücündeki bu lambalardan bir tanesi 15 oğlak için yeterli kabul edilir. Bu yöntemde dikkat edilecek noktalar şunlardır:

Oğlaklar aç kalmamalıdır.

Ağıl iyi bir şekilde havalandırılmalıdır.

Sıcaklık 12-18 o C arasında tutulmalıdır.

Temiz ve sağlıklı bir ortam sağlanmalıdır.

Anasız büyütmede oğlaklara içirilecek süt miktarı (ml)

Özellikle keçi sütünün yüksek fiyatla satıldığı yerlerde ve gerekli emiştirme düzeneği olan işletmelerde yetiştiriciler, oğlak büyütmede ana sütü yerine süt ikame yemi de kullanmaktadır. Ancak yapay sütle besleme, özellikle sağlık açısından dikkat ve titizlik isteyen bir uygulamadır. Her emiştirme sonrasında ekipmanların temizliği çok önemlidir. Yapay emiştirmede genellikle iki tip emzik kullanılır. Bunların bir türü plastik kovalara takılır. Her kullanımdan sonra çıkartılır ve temizlenir, bir sonraki emiştirmeye hazırlanır. O takdirde oğlakları emzikli kovalara alıştırmak gerekir. Plastik tüpe bağlanan emziklerde ise, sütün akış hızı bir valf yardımıyla ayarlanır. Bu tip emziklerin temizliği daha zordur ve daha çok özen ister. Temizlik ve sağlık koşullarına dikkat edilmemesi durumunda kanlı ishal (koksidiyoz) tehlikesi ortaya çıkabilir. Yapay büyütme yapılan keçicilik işletmelerinde oğlak bölmelerinin alanı, yaşa göre ve oğlak başına altlık kullanılan beton tabanlı ağıllarda 1.8-2.4 m2, ızgara tabanlı ağıllarda ise 0.6-1.2 m2 olarak hesaplanır.

KALINTI SÜTLE BÜYÜTME

Makine ya da elle sağımla, keçiden alınamayan ve bu şekilde memede kalan sütle, oğlakların analarını emzirerek büyütülmesine kalıntı sütle büyütme denir. Bu yöntemle keçilerden hem daha fazla süt elde edilir, hem de oğlakların normal gelişmeleri sağlanır.

Yöntem başlıca iki şekilde uygulanabilir.

Tek sağım + Bir öğün oğlak emiştirme

Çift sağım + Emiştirme

1. Tek sağım + Bir öğün oğlak emiştirme: Oğlakların ağız sütünü 1-2 gün süreyle emmesinden sonra tek sağım + bir öğün oğlak emiştirme uygulamasına başlanır. Tek sağımdan sonra oğlaklar ana yanına bırakılır. Sağım sabah yapılıyorsa, oğlaklar akşama değin analarını emerler ya da anaları mer'adan dönünce emişlerine izin verilir, sonra ayrılır. Sağım akşam yapılacaksa, keçiler otlak dönüşü önce sağılır, sonra oğlaklar ana yanına bırakılır. Oğlaklar sabaha değin analarıyla birlikte kalabilirler. Ancak, keçiler otlağa çıkarılırken ayrılır. Bu yöntem, oğlak verimi yüksek melez sütçü keçilerde ya da yerli ırklarda uygulanabilir.

2. Çift sağım + Emiştirme: Bu yöntemde, oğlakların 1-2 gün süreyle ağız sütü emmelerine izin verilir. Daha sonra keçiler sabah ve akşam sağılırlar. Sağımı takiben kalıntı sütü emmek üzere oğlaklar analarının yanına 20-30 dakika süreyle bırakılır. Bol sütlü ve genellikle tek doğum yapan keçilerde bu yöntem uygulanabilir.
Keçilerin Eti, Sütü, Derisi, Yünü, Gübresinden Yararlanmaktayiz

Süt keçilerinden elde edilen sütün doğrudan kullanımı yanında, sütten elde edilen diğer gıda maddelerini de üretebiliriz. Bu gıdaların başında peynir üretimi ve tereyağı üretimi gelmektedir. Diğer yandan, sucuk yapımı da hayvancılığa bağlı gıda üretimi alanlarından biridir. Keçi Sütü, Keçi Peyniri, Keçi Yoğurdu, Keçi Tereyağı ürünleri elde edilmekte ve satışa sunulmaktadır.

Keçi Sütü: İsviçre süt keçisinin sütü, anne sütüne en yakın süt olarak biliniyor. İyi bakım ve besleme şartlarında ortalama laktasyon verimi 800 – 900 kg civarında olup 1500-2000 kg'a kadarçıktığı tespit edilmiştir. Sütteki yağ oranı ise %3–4 civarındadır.

Keçi Peyniri: Peynir, sütün maya ile pıhtılaştırılıp, pıhtının çeşitli şekillerde işlenmesi, süzülmesi, preslenmesi ve belirli koşullarda olgunlaştırılmasıyla elde edilen bir süt ürünüdür.

Keçi Yoğurdu: Yoğurt sütün kültürlerle fermente olması sonucu oluşan sağlıklı, besleyici ve sevilerek tüketilen bir üründür.

Keçi Tereyağı: Tereyağı; kremadan, yoğurttan veya peynir altı suyu gibi sütçülük artıklarından üretilebilir. Ancak aile işletmelerinin dışında pazar için tereyağı üretimi yapan işletmeler genellikle hammadde olarak kremadan yararlanırlar.

Anavatanı İsviçre olan, İsviçre süt keçisi özellikle süt amaçlı olarak üretiliyor. İsviçre süt keçisinin sütü, anne sütüne en yakın süt olarak biliniyor. Özellikle Avrupa'da tercih edilen İsviçre süt keçisinin sütünden üretilen süt ve süt ürünleri çok talep görüyor. İsviçre süt keçisinin etinden sucuk, derisinden de vurmalı çalgılar imal ediliyor. Bu ırkta, süt verimi en başta gelen özelliktir.

İyi bakım ve besleme şartlarında ortalama laktasyon verimi 800 – 900 kg civarında olup 1500-2000 kg'a kadar çıktığı tespit edilmiştir. Sütteki yağ oranı ise %3–4 civarındadır.

NEDEN KEÇİ SÜTÜ?

Saanen sütçü keçi ırkları diğer hayvan türlerine göre bazı avantajlara sahiptir. Bunlar; Oransal süt verimi ( Canlı ağırlığa göre ) çok yüksektir. 50 kg canlı ağırlığa sahip bir süt keçisi kendi ağırlığının en az 10–15 katı süt verebilir. Normal besleme koşullarında Saanen gibi sütçü keçiler 700–1000 kg süt verirken, çok iyi koşullarda beslenen iyi bireyler 3000 kg üzerinde süt verebilmektedir.

Süt keçileri diğer hayvanlara oranla daha az para ile satın alınabilir. İnekle karşılaştırılırsa 1:20’dir. Kısaca keçi inekten 20 kat daha ucuzdur.

Süt keçileri, her türlü ekonomik ve ekolojik koşulda, evde, bağ ve bahçede, çölde ve tropik koşullarda yetiştirilebilir. Tropik ve subtropik bölgelerin aranan hayvanıdır. Adaptasyon yetenekleri çok yüksektir.

Ham selülozlu yemleri çok iyi sindirir. Bu özelliği koyun ve sığırdan üç kat daha fazladır. Sığırla karşılaştırıldığında üremesi kolay, gebelik süresi kısa ve döl verimi yüksektir. Jenerasyon aralığı çok kısadır. Optimal çevre koşullarında bir batında ortalama iki oğlak verirler.

Süt keçilerinin önemli bir özelliği de erken gelişmeleridir. Entansif bakım ve besleme koşullarında ilk yavrusunu 12 aylıkken yapar. Diğer bir değişle keçi 7aylık yaşta tohumlanabilir.

Diğer çiftlik hayvanlarına oranla hastalıklara ve kötü çevre koşullarına daha dayanaklıdır. Keçi ağız yapısından dolayı fundalık, makilik ve çalılıktan en iyi şekilde yararlanarak karnını doyurabilir. Sevk ve idaresi, bakılıp beslenmesi ve sağılması çok kolaydır. Yaşlılar, kadınlar ve gençler keçiye bakabilir.

Keçi sütünün diğer sütlerden ayrılan bazı özellikleri vardır. Bunlar;

Keçi sütü, inek sütü gibi içimlik süt olarak tüketilebilme özelliğine sahiptir.

Keçi sütünde, daha fazla miktarda küçük yağ globülleri vardır. Ayrıca keçi sütü yağı doğal olarak hemojenize özelliğine sahiptir. Bu özellikleri ile keçi sütünün sindirilmesi daha yüksektir. Bu durum keçi sütünü, sindirim sistemleri tam olarak gelişmemiş bebeklerin ve yaşlıların beslenmesinde önemli bir besin kaynağı olduğunu ortaya koymaktadır.

Bunların yanında keçi sütü prematüre bebeklerin beslenmesinde intestinal, koroner hastalıkların tedavisinde önem taşır.

Keçi sütü proteinleri diğer memeli sütlerinde bulunan amino asit komposizyonları bakımından çok belirgin farklılıklar gösterir. Bu durum özellikle inek sütüne alerjisi olan bebeklerin beslenmesinde keçi sütünü alternatif besin maddesi olarak devreye sokmaktadır.

Keçi sütünün yüksek fosfor içeriği, yeterince et ve balık tüketmeyen toplum kesimlerinin beslenmesinde önem taşır. Annesi ölmüş tay ve köpek yavruları için ideal bir besin maddesi özelliği taşır.

Keçi sütü bu özellikleri yanında peynir, süt tozu ve tereyağına işlenmekte ayrıca yoğurt üretiminde kullanılmaktadır. Dünyada yapılan en eski ve en ilkel peynir olan‘Kishle’ adı peynir ( Arabistan’da) keçi sütünden yapılan peynirdir. Diğer taraftan günümüzde dünyada en pahalı peynir de yine keçi sütünden yapılan Crottin de Chavignal olup Fransa’da üretilmektedir. Peynir çeşitleri bakımından Fransa’da sadece keçi sütü kullanılarak yapılan Camambert tipi ve Roquefert tipi peynirler başta olmak üzere diğer birçok keçi sütü peyniri piyasada en çok aranan peynirlerdir.

Dünyanın birçok ülkesinde keçilerin ıslahında en çok kullanılan sütçü ırklar daha çok İsviçre keçi ırklarıdır. Genellikle sütçülük özellikleri ön planda olan bu ırkların başında Saanen gelir.


İNEK, KOYUN VE KEÇİ SÜTÜ ARASINDAKİ FARKLAR

İnek Sütü: İnek sütünün bileşimi başta ırk olmak üzere çeşitli faktörlerin etkisi altında değişiklik göstermektedir. İnek sütünün kurumaddesi %10.5 - %14.5, yağ oranı %2.5 - %6, laktoz oranı %3,6 -%5,5, protein oranı %2,9 - %5 ve mineral madde oranı %0,6 - %0,9 arasında; bileşimine bağlı olarak asitliği 6,2 - 8,9 SH ve yoğunluğu 1,028 - 1,039g/ml arasında değişmektedir. İnek sütü bileşimindeki protein, laktoz ve yağ dışındaki maddeler miktar açısından önemli değildir. Ancak fonksiyonları açısından büyük önemi vardır.

Koyun Sütü: Koyun sütü; protein, yağ ve mineral maddeler açısından zengindir. Bileşimindeki protein ve yağ oranının fazlalığı ile diğer sütlerden ayırt edilmektedir. Kuru madde oranı inek sütünden %50oranında daha fazla olup, yaklaşık %19 civarındadır. Bunun %6 - %8 ‘i süt yağı, %4 -%5′i kazein. %4,5 -%5′i laktoz, %0,5 -%1!i albumin ve %0,9 -%1′i tuzlardan meydana gelmektedir. Koyun sütünün titrasyon asitliği 8–12 SH ve yoğunluğu 1,030 -1,045g/ml arasında değişmektedir.

Bileşimindeki proteinli maddelerin yaklaşık %80′i kazeinden oluştuğu için, kazeinli sütler gurubuna dahildir. Kuru maddesinin yüksek olması nedeniyle sahip olduğu kalori değeri de yüksektir. Rengi inek sütüne oranla daha beyazdır. Doğal asitliği daha yüksektir ve sonradan oluşan asitlik biraz yavaş gelişmektedir. Kendine özgü nispeten ağır bir tadı ve kokusu vardır. Bundan dolayı içme sütü için uygun değildir. Buna karşın kazein oranının yüksek olması nedeniyle peynir ve yoğurt üretiminde, yağ oranı yüksek olduğu için de tereyağı üretiminde tercih edilmektedir.

Koyun sütü yağının lesitin miktarı daha fazladır ve riboflavin açısından zengindir. İnek sütüne göre daha fazla miktarda amino grup asit içermektedir. C vitamini ve nikotinik asit açısından inek sütüne oranla daha fakirdir. Kurumadde ve yağ oranı daha yüksek olduğundan sindirimi inek sütüne göre daha güçtür.

Keçi Sütü: Bileşimindeki proteinli maddelerin yaklaşık %75′i kainden oluştuğu için, kazeinli sütler gurubuna dahildir. Karoten miktarı düşük olduğu için inek sütüne göre daha beyazdır. Keçi sütünün titrasyon asitliği 6,4 -10 SH ve yoğunluğu 1,028 -1,41 g/ml arasındadır. Keçi sütünün kurumaddesi %13 -%14 arasında değişir. Bunun %4,5′i yağ, %3,2’si protein, %4,1′i laktoz, %0,8′i mineral madde olarak bulunmaktadır.

Keçi sütleri A vitamini bakımından diğer sütlere oranla 2–3 kat daha zengindir. Keçi sütünün yağ globül çapı küçük olduğundan yağının ayrılması zordur ve bu nedenle geç kaymak bağlamaktadır. Yağ globüllerinin küçük olması, yağ ve proteinin daha homojen bir dağılım göstermesi kolay sindirilmesine neden olur. Keçi sütü fazla miktarda fosfat içermektedir. Et ve balık yeme alışkanlığı olmayan kimselerde fosfat eksiğinin giderilmesinde keçi sütü iyi bir kaynaktır. Mide asitliğini kontrol altında tutması nedeniyle mide rahatsızlığı olan kimselerin keçi sütü içmeleri önerilmektedir. Keçi sütü başta B12 vitamini olmak üzere bazı vitaminler ile mangan ve demir bakımından fakirdir.
Ülkemizde Keçicilik

Keçi yetiştiriciliği, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde geleneksel yöntemler kullanılarak yapıla gelen bir
üretim dalıdır. Ülkemizde ağırlıklı olarak başta bitkisel
üretim olmak üzere tarımın diğer dallarına pek elverişli olmayan dağlık ve
engebeli arazilerde, küçük ve orta ölçekteki işletmelerde geleneksel
yöntemlerle sürdürülmekte olan keçi yetiştiriciliği, bu alanlarda yaşayan pek
çok dar gelirli ailenin ana gelir kaynağını oluşturmaktadır. Keçi yetiştiriciliğini ülkemiz açısından
önemli kılan diğer bir nokta da sosyal ve kültürel doku içerisindeki yeri ve
derinliğidir.

Ülkemiz keçi varlığı son yirmi yıl içerisinde ciddi bir azalma göstermiştir. Bu
azalmada Çevre ve Orman Bakanlığı’nın orman içi ve çevresinde yürütülen
keçicilik faaliyetlerini durdurmaya yönelik çabalarının önemli bir paya sahip
olduğu söylenebilir.

Öte yandan son yıllarda Dünyadaki gelişimi paralelinde sağlıklı beslenme ve ekolojik
ürün sınıflaması içerisinde yer alan keçi ürünlerine olan talep ülkemizde de
artmaktadır. Keçi peyniri aranan bir tat durumuna gelmiştir. Dondurma sanayinde öteden buyana keçi sütü
tercih edilmektedir. Buna ilave olarak son yıllarda pazara pastörize keçi
sütü de sunulmaktadır. Bu gelişmede kuşkusuz keçi sütünün sağlık açısından
diğer sütlerden farklılığına işaret eden tıp hekimlerimizin de payı
bulunmaktadır. Keçi sütü “endüstriyel” nitelik kazanma yolunda hızla evrilmekte, diğer sütlerin yanı sıra önemli bir alternatif olarak öne çıkmaktadır. Ancak
tüm tarımsal üretim kollarında olduğu gibi keçi yetiştiriciliğinde de
sürdürülebilirlik ekolojik, teknik, ticari ve sosyo-ekonomik nitelikteki
dengelerin oluşturulması ve korunabilmesine bağımlılık göstermektedir. Görünen
odur ki, söz konusu dengelerin tesisi ve sürdürülebilirliği açısından
harcanması gereken çaba, gösterilmesi gereken titizlik endüstrileşme sürecinde
ilerleme kaydetmiş diğer üretim dallarından daha da fazla olacaktır. Bu
noktada, konuyla ilgili ortak duyarlılıklara sahip kesimlerin katılımları ile
gerçekleştirilen toplantıların önemi artık tüm taraflarca kabul edilmektedir.
Zira bu tip etkinlikler üretilen bilginin paylaşımı ve bilgiye pratik etkinlik
kazandırmak, bireysel sıkıntılar açısından toplumsal farkındalık yaratabilmek
adına yadsınmayacak görevler üstlenmektedir.

Bu düşüncelerle düzenlenen “Ulusal Keçicilik Kongresi 2010” 24-26 Haziran tarihleri arasında bilim insanlarının yanı sıra Koyun ve Keçi
Yetiştiricileri Birlik Başkan ve Üyeleri ile birlikte toplam 300 katılımcının
bir araya gelmesiyle gerçekleştirilmiştir. Toplantıda “Yetiştiricilik ve
Ekoloji”, “Üretim Sistemleri”, “Genotip”, “Üreme ve Besleme”, “Yem Kaynakları”,
“Süt ve Ürünleri”, “Et ve Kalitesi”, “Sosyo-Ekonomi”, “Kıl ve Kalitesi”
temaları altında keçiciliğimizin değerlendirilmesi yapılmıştır. Önem ve
aciliyet arz ettiği düşünülen altı başlık altında toplanan bu sonuç bildirisi;
keçiciliğimizin geleceğine yön verebilme amaçlı bir stratejik eylem planının
oluşturulabilmesi için, Ulusal Keçicilik Kongresi 2010’da tartışmalar sonucunda
öne çıkan araştırma bulguları, tespitler, sorunlar ve çözüm önerilerinin ilgili
kesimler ve toplumla paylaşılması amacıyla hazırlanmıştır.

Orman ve Keçi, Ormanlarımızın korunması ve
geliştirilmesi, herkesin temel görevlerinden birisidir. Ormanlarımızdan ekonomik bir yararlanma öteden bu yana
süregelmiştir. Ancak bazı dönemler ormanlarımızın geliştirilmesi ve/veya
iyileştirilmesi adına ekolojik sürdürülebilirliğe uygun olmayan uygulamalar da
gerçekleştirilmiştir. Kentleşme, sanayileşme, turizm, madencilik, enerji
üretimi maksatlı uygulamalar, su kaynaklarının aşırı ve yanlış kullanımı, anız
yakma vb. nedenlerle ormanlarımız büyük zarar görmektedir. (10) Ancak, ne hikmetse,
en büyük “günah” keçiye çıkarılmıştır. (1) Topraklarının azlığı nedeniyle orman
kenarı köylerimizde keçi yetiştiriciliği temel gelir kaynaklarından birisidir.
Buna karşın Türkiye, keçicilik üretim dalını iyileştirmektense toptan
kaldırmayı yeğlemiştir. Ne yazık ki ikame edilmek istenen üretim dalları
istenen ölçüde başarıya ulaşmamış, köylüler iş bulabilmek amacıyla köylerini
terk etmiş, kentlere göçmüşlerdir. Bu göçler neticesinde oluşan sorunlar ise
herkesin malumudur.

Ormanlarımızın sürdürülebilir kullanımı içerisinde keçiciliğin mutlak suretle var olması gerektiği bir türlü kavranamamıştır. Halbuki Dünyadaki gelişmeler
bu yöndedir. Gelişmiş ülkelerin birçoğunda orman altı bitki örtüsünün kontrol
altında tutulması, doğal alanlarda yeterli sayıda yaban herbivorların
bulunmaması nedeniyle bozulan ve aşırı gelişen floranın kontrolü amacıyla
keçilerden yararlanılmaktadır.

Maki vejetasyonu genellikle bozulmuş orman alanı olarak algılanmaktadır. Ancak söz
konusu vejetasyonun ekstrem iklim ve toprak koşullarında dahi gelişmesini
sürdürdüğü, bu nedenle özellikle Akdeniz ikliminin hakim olduğu bölgeler için
önemli bir ekosistem durumunda olduğu göz ardı edilmektedir. Bu bağlamda

maki vejetasyonunun korunması önemlidir. Orman
kenarı ve orman altı florası ile makilik alanlardan keçicilik anlamında
sürdürülebilir bir yararlanma, küresel iklim değişimi bağlamında yem
üretiminin kısıtlanacağına yönelik senaryoların da değerlendirmesi ışığında,
gittikçe önem kazanmaktadır

Gelecekte keçi yetiştiriciliğinde söz konusu alanlardan mera amaçlı yararlanmanın kaçınılmaz
bir durum olabileceğinden hareketle, 6831 Sayılı Orman Kanunu ile ilgili
mevzuatta (örn. Ormanlarda ve Orman İçinde Bulunan Otlak, Yaylak ve Kışlaklarda
Hayvan Otlatma Yönetmeliği) acilen değişiklik yapılarak keçinin “orman
zararlısı” olmaktan çıkarılması gerekmektedir. Bu bağlamdaki diğer bir konu ise
yukarıda tanımlanan keçiciliğe uygun alanların belirlenmesi, bu alanlara uygun
keçi genotipi ve yoğunluğunun araştırılması, söz konusu floranın beslemedeki
yeterliliği değerlendirilerek “keçi
merası” tanımının yapılmasıdır. İlgili yaklaşımların uygulamaya yönelik
hukuki zemininin oluşturulması açısından 4342 Sayılı Mera Kanunu ve ilgili
mevzuatta da söz konusu tanımlamaları içerecek değişikliklerin yapılması
gerekmektedir.
Dünyadaki Ve Ülkemizdeki Keçi Sayisi Ve Keçi Yetiştiriciliği

Keçi insanoğlunun ilk olarak evcilleştirdiği hayvanlardan birisidir. M.Ö. 10–11
yy’da Ortadoğu’da evcilleştirildiği düşünülmektedir. Kısmen kurak, subtropik
veya dağlık alanlarda yetiştirilir. Dünya genelinde 460 milyon baş keçi mevcut
olup bunlardan yılda 4.5 milyon ton süt, 1.2 milyon ton et elde edilmekte
ayrıca tiftik, kaşmir ve deri elde edilmektedir. Dünya keçi varlığının büyük bir
kısmı (%89) en geri kalmış ülkelerin bulunduğu Asya ve Afrika’da bulunmasına
karşın hem hayvancılığı hem de genel gelişmişlik düzeyi yüksek olan ülkelerde
düşük sayılarda keçi varlığı bulunmaktadır.

Keçi yetiştiriciliği Türkiye’de ekonomik ve sosyal açıdan önemli bir hayvan yetiştiricilik koludur. Özellikle orman içi
ve kenarında yerleşmiş halkın, Tiftik keçisi yetiştiren Orta Anadolu
köylülerinin ve süt keçisi yetiştiren dar gelirli ailelerin önemli geçim ve
besin kaynağıdır. Keçi yetiştiriciliğinin diğer bir özelliği de, başka hiçbir
şekilde değerlendirilemeyen dağlık, fundalık ve taşlık araziler ile fakir
meraları, süt ve et gibi verimlere dönüştürmesidir.
Türkiye’de yetiştirilen küçük baş hayvan
varlığının % 20,2’sini ( 7.2 milyon ) keçiler oluşturmaktadır. Bu keçi
sayısı ile Türkiye dünyanın en çok keçi yetiştirilen ülkeleri arasında yer
almaktadır.
Ancak bu keçi varlığının % 94,5 ‘ini verimleri genellikle düşük olan Kıl keçileri oluşturmaktadır. Bu keçiler ormanlarımızın yegane tahripçisi
olarak görülmüş ve sayılarının azaltılması için devlet plan ve programlarına
konuyla ilgili maddeler konmuştur. Bununla birlikte sayıları 17 milyon baş olan
Kıl keçi varlığı 6.8 milyon başa kadar gerilemiş, ancak çalışmalar
çeşitli nedenlerden dolayı tam olarak başarıya ulaşamamıştır. Kıl keçileri
yetiştirildiği bölgelerin bir çoğunda halkın yegane geçim kaynağıdır ve bu
bölgelerde doğal koşullar başka hayvancılık çalışmalarına olanak vermeyecek bir
yapı arz eder.
Keçi yetiştiriciliğin dışlanmasına karşın, Türkiye’nin yıllık toplam kırmızı et
üretiminin % 4,4 ‘ü ( 21.394 ton ) ve toplam süt üretiminin % 2.3 ‘ü ( 220.000
ton ) keçi yetiştiriciliği kolundan sağlanmaktadır. Ayrıca bu yetiştiricilik
kolundan yılda 2.697 ton kıl, 421 ton tiftik ve 1.2 milyon adet deri
üretilmektedir.
Türkiye’de sayıları giderek azalan Tiftik keçileri ve az sayılarda yetiştirilen ancak
gelecek vadeden süt tipi keçiler genellikle ormanlık alanlardan uzakta ve
kontrollü (entansif) koşullar altında yetiştirildiklerinden ormanlara zarar
vermeleri söz konusu değildir.
Türkiye’de yaygın olarak yetiştirilen Kıl ve Tiftik keçilerinden başka, küçük
popülasyonlar halinde yetiştirilen Kilis, Malta (Maltız), Halep, Gürcü ve Abaza
keçileri yetiştirilmektedir. Ayrıca 1960 yıllardan itibaren ithal edilen sütçü
keçi ırklarından Saanen, Toggenburg ve Alman Beyaz Keçiler gerek saf
yetiştirmek için, gerekse Kıl keçilerin ıslahı için getirilmiştir.


Bakım ve yönetimin iyi kavranabilmesi için çeşitli çağ ve cinsiyetteki keçilere verilen adların
bilinmesi faydalı olacaktır. Bu terimler yöreden yöreye değişmektedir.

OĞLAK: Doğum-6 ay yaşta bulunan erkek ve dişi keçi yavrularına denir.
ÇEPİÇ: 7 Aydan l yaşına kadar olan erkek ve dişi keçilere denir.
SEİS: 1 yaşından 2 yaşına kadar olan erkek keçilere denir.
GEZDAN: l yaşından 2 yaşına kadar olan dişi keçilerdir.
ANAÇ KEÇİ: 2 Yaşından büyük ve yavrulamış dişi keçilerdir.
TEKE: 2 Yaşından büyük ve aşımda kullanılan erkek keçilere denir.
ERKEÇ: 2 Yaşından büyük ve elenmiş erkek keçilerdir.
Geçmişte kültürümüzün önemli bir unsuru olan keçi, son yıllarda kurban bayramlarında
dahi hatırlanamaz konuma gelmiştir. Ülkemizde keçi sayısı ve keçi
yetiştiriciliği yapanların sayısı çok hızlı bir şekilde azalmaktadır. Bunda
özellikle yıllar boyunca uygulana gelen keçi-orman ilişkileri odaklı keçi
karşıtı yaptırımlar ve sığır ve tavuk ürünlerini öne çıkaran politika ve
propagandalar etkili olmuştur. Ayrıca doğal mera alanlarının azalması, yeni
kuşağın kentsel yaşama özendirilmesi, keçi ürünlerine karşı oluşan önyargılar, keçi
ve ürünlerinin taşıdığı değerin bilinmemesi ve tanıtılamaması da etkilidir.

Keçiciliğin kültürel öğelerinin tanıtımına katkı sağlamak amacıyla Haziran 2010 tarihinde
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü tarafından
düzenlenen "Keçicilik Kongresi'2010" büyük ilgi görmüştür.
Yörük Kültüründe Keçi

Ülkemizde göçer hayvancılık genel olarak iki şekilde yapılmaktadır: Kışlak - yaylak
değişimini içeren hareketlilikte yaz döneminde yaylalara göç edilmektedir. Yıl
boyunca nispeten büyükçe belli bir bölgede, konaklayarak yer değiştirme izlenen
bir diğer yöntemi oluşturmaktadır. Göçer hayvancılığın, bu işle dededen atadan
buyana meşgul olanlar için ekonomik bir getirisinin olduğu bilinmektedir

Öte yandan göçebelik önemli kültürel bir yapıdır. Kongrede söz konusu yapının
muhafaza edilmesi gereğine yönelik birçok bildiri yer almış, konu bu yönde
etraflıca tartışılmıştır.

Dünyada yerelin öne çıkarılmasına yönelik gayretler bulunmaktadır. Burada amaç mevcut
sistemlerin sürdürülebilir kılınmasıyla söz konusu yerelden insanların göçünü
önlemektir. Zira bu insanların yerelde istihdam olanağı bulamamaları başta
işsizlik olmak üzere birçok sorunu da beraberinde getirmektedir.

Ekonomik bir getirisinin olması, kültürel nitelikli bir mirasa sahiplik etmesi nedeniyle
göçer keçicilik de yerel istihdam anlamında ele alınmalıdır. Uzun soluklu
projeler ile göçer keçicilikte üretim koşullarının iyileştirilmesi ve üretimin
“özel ürün” kapsamında pazarlanmasına yönelik gayretler ile desteklenmesi söz
konusu sistemin muhafazası açısından önem taşımaktadır.

Bunun ötesinde göçer hayvancılığa yönelik sistem dışı müdahaleler ve sorunlar
(örneğin hayvan trafiğine ilişkin mevzuat, konaklama alanları, göç sırasında
mera alanları ile su gibi kaynakların kullanımı vb.) ilgili mevzuat ile
giderilmelidir.

Modern yaşam biçimi ve sunduğu olanaklar gözetildiğinde, günümüz koşullarında göçer
yaşam biçiminin sürdürülebilirliğinin ciddi anlamda sorunlu olduğu kolayca
anlaşılacaktır. Bu bağlamda göçerlerin sosyo-ekonomik sorunlarını bir bütün
olarak ele alan ve çözümüne yönelik sosyal-teknik yaklaşımlar içeren projelerin
yaşamsal öneme sahip olduğu ifade edilebilir. Bu projelerde göçer yaşamın
iyileştirilmesi, özellikle modern yaşam tarzının doğasındaki gereksinimlerin
söz konusu koşullarda nasıl sağlanacağı yönündeki yaklaşımlar
ayrıntılandırılmalıdır.

Göçer keçiciliğin teknik sorunlar ve bu sistem içerisinde yaşayan insanlarımızın modern yaşam
biçimi karşısında kaldıkları ikilem neticesinde sistemin sürdürülemeyecek bir
noktaya gelmesi olasılığı, kültürel açıdan yol açabileceği telafisi mümkün
olmayan önemli kayıplar açısından unutulmamalıdır. Bu noktada “yörük kültürünün” modern yaşam
içerisinde yaşatılmasına yönelik önlemler yararlı olabilir. Örneğin amaca
uygun örgütlenmeler ile sergi, festival, panayır ve yarışmalar “göçer keçiciliğin” kültürel anlamda
yaşatılmasına ön ayak olabilir. Böyle bir yapı farklı keçicilik sistemlerinin
sürdürülmesi anlamında kültürel bir destek de sağlayabilir.

Genotip Kongrede

genotip sorunu üç şekilde gündeme gelmiştir. Bunlardan ilki yerli
genotiplerimizin korunması gerekliliğidir. Gen kaynakları kapsamında korunma
gerekçeleri öteden buyana tartışıla gelmektedir. Her ne kadar düşük verime
sahip olmaları olumsuz bir durum gibi görülse de yerli genotiplerin kültür
ırklarına göre adaptasyon ve hastalıklara direnç gibi noktalarda üstün
özelliklere sahip olmaları nedeniyle korunmaları gerektiği ifade edilmektedir.
Ancak bu anlamda değerlendirebilmek amacıyla yerli genotiplerimizin tüm
biyolojik ve zooteknik özelliklerinin en kısa sürede ortaya konması
gerekmektedir. Bu açıdan saf yetiştirmenin gerekliliği ve
mümkünse Üniversiteler ile Bakanlık bünyesindeki ilgili kurumlarda saf sürülere
yer verilmesi önem taşımaktadır. Yerli genotiplerimizin olası üstünlüklerinin
ortaya konulabilmesi amacıyla güdümlü projeler geliştirilmelidir.

Genotip bağlamında diğer bir husus genetik çeşitliliğin muhafazasıdır. Hangi bölgede
hangi verim yönünün ön plana çıkacağı, dolayısıyla hangi ırk veya ırkların
önerileceğine yönelik mevcut ve ileriye dönük projeksiyonlar yapılmalıdır. Ülkemizde
son yıllarda olduğu gibi, süt keçiciliğinde ağırlıklı olarak bir genotipin ön
plana çıkması doğru değildir. Süt verimi yüksek yerli ırklarımızın da süt
keçiciliği anlamında kullanılabilirlikleri bölgesel anlamda araştırılmalı ve
yetiştiricilikleri desteklenmelidir. Genotip
konusunda üçüncü sorun ise başta yeni oluşturulan kültür genotiplerinde olmak
üzere damızlık hayvan yetersizliğidir.

Geleneksel koşullardaki keçi yetiştiricimiz, ithal edilen kültür ırkı keçileri sağlıklı
olarak yetiştirme olanaklarına sahip değildir. Bu anlamda yetiştiricimiz hem
teknik, hem ekonomik, hem de eğitim açısından yetersizdir. Öte yandan tarım
dışı sektörlerden sermaye edinip daha önce hiçbir hayvancılık faaliyetinde
bulunmamış tüzel ya da gerçek kişilerin keçiciliğe yatırım yapmak istemeleri
hem bireysel hem de sektörel anlamda yol açabileceği değişimler bağlamında
önemli riskler içermektedir. Bir diğer eksiklik bu tip süt keçisi işletmeleri
hakkında yeterince akademik bilginin oluşmamış olmasıdır. Zira tarımsal
işletmecilik diğer sektörlerden çok farklıdır. Ülkemizde üretim seviyesinde
“agrobusiness” olarak adlandırılabilecek düzlemde çalışan örnekler henüz çok
azdır. Dolayısıyla bu tip kişilerin kurdukları işletmelerde dışarıdan
getirecekleri damızlıklar için gerekli koşulları sağlayıp sağlayamayacakları da
bilinmemektedir. Ancak damızlık sorununun ülke içerisinde çözülemeyeceği
anlaşılırsa, teknik açıdan iyi işletmeler için olmak üzere bir miktar ithalata
izin verilebilir.
Saanen Keçisi Süt Üretimi Yönüyle Özelleştirilmiş Bir Keçi Irkidir

SAANEN KEÇİ

İsviçre’nin Saanen Vadisi’nde geliştirilmiş ve dünyada en çok tanınan sütçü keçilerden birisidir. Dağlık bir bölgede ve sert iklim koşulları altında geliştirilmiş olduğundan, sağlam konstitüsyonlu bir hayvandır. Anavatanı olan İsviçre’nin dışında A.B.D.; İngiltere, Almanya; Fransa, İsrail, Yeni Zelanda, Avustralya ve bir çok ülkede de yetiştirilmektedir. Genellikle aile işletmelerinde 5–10 başlık gruplar halinde yetiştirilir. Bunun yanında daha büyük popülasyonlar halinde entansif bakım ve besleme koşullarında da yetiştirilmektedir.

Fenotipik Özellikleri;

Vücut düz beyaz renkli kısa, sert ve parlak kıllarla kaplıdır. Deri pembe renkte olup meme, ağız ve kuyruk çevresinde siyah renkli pigmentler taşır. Kıllarda ise renk pigmenti arzu edilmez. İnce, zarif ve yandan bakıldığında iç bükey görünümünde bir baş yapısına sahiptir. Tekelerde kuvvetli sakal vardır. Erkek ve dişiler genellikle boynuzsuzdur. Dişi Saanen keçilerde boyun altında bir çift küpe bulunur. Yandan bakıldığında, beden göğüsten sağrıya doğru gidildikçe genişler. Memeler çok iyi gelişmiştir. Cidago yüksekliği ortalama;Tekelerde 80–95 cm,keçilerde 75–85 cm ; Canlı ağırlık ortalama; Tekelerde 75 kg,Keçilerde 50–55 kg'dır.

Verim Özellikleri;

Saanen keçisi süt üretimi yönüyle özelleşmiş bir keçi ırkıdır. Laktasyon süre 250–300 gün arasında değişmekte olup ortalama 280 gündür. Laktasyon süt verimi ise 700–1000 kg arasında değişmekte olup ortalama 850 kg’dır. İyi bakım ve besleme koşullarında bu verim 1000 kg üzerine çıkabilmektedir. Avustralya’da yetiştirilen bir Saanen keçisi 365 günde 3500 kg süt vererek dünya rekoruna sahiptir. Üstün süt verimleri yanında yemden yararlanma yetenekleri de oldukça yüksektir.

Saanen keçileri hızlı bir gelişme gösterirler ve erken çağda (5–7 ay) eşeysel olgunluğa erişirler. Genel olarak iyi bakım ve besleme koşullarında ergin çağ canlı ağırlığının % 70-75’ine ulaştığı 7–8 aylık yaşta tohumlanabilir. Keçiler genellikle mevsime bağlı kızgınlık gösteren poliöstrik hayvanlardır. Kızgınlık siklusu uzunluğu 18–22 gün olup ortalama 21 gündür. Kızgınlık süresi ortalama 22 saattir. Saanen keçilerde döl verimi yüksek olup bir batındaki oğlak sayısı ortalama 1.8–2.0 arasında değişmektedir. Gebelik süresi ırka, yaşa, doğum tipi ve oğlağın cinsiyetine göre değişmekle birlikte 144 gün ile 157 gün arasındadır, bu süre ortalama olarak 5 ay kabul edilir.

NEDEN KEÇİ SÜTÜ?

Saanen sütçü keçi ırkları, diğer hayvan türlerine göre bazı avantajlara sahiptir. Bunlar; Oransal süt verimi ( Canlı ağırlığa göre ) çok yüksektir. 50 kg canlı ağırlığa sahip bir süt keçisi kendi ağırlığının en az 10–15 katı süt verebilir. Normal besleme koşullarında Saanen gibi sütçü keçiler 700–1000 kg süt verirken, çok iyi koşullarda beslenen iyi bireyler 3000 kg üzerinde süt verebilmektedir.
Süt keçileri diğer hayvanlara oranla daha az para ile satın alınabilir. İnekle karşılaştırılırsa 1:20’dir. Kısaca keçi inekten 20 kat daha ucuzdur.
Süt keçileri, her türlü ekonomik ve ekolojik koşulda, evde, bağ ve bahçede, çölde ve tropik koşullarda yetiştirilebilir. Tropik ve subtropik bölgelerin aranan hayvanıdır. Adaptasyon yetenekleri çok yüksektir.
Ham selülozlu yemleri çok iyi sindirir. Bu özelliği koyun ve sığırdan üç kat daha fazladır. Sığırla karşılaştırıldığında üremesi kolay, gebelik süresi kısa ve döl verimi yüksektir. Jenerasyon aralığı çok kısadır. Optimal çevre koşullarında bir batında ortalama iki oğlak verirler.
Süt keçilerinin önemli bir özelliği de erken gelişmeleridir. Entansif bakım ve besleme koşullarında ilk yavrusunu 12 aylıkken yapar. Diğer bir değişle keçi 7 aylık yaşta tohumlanabilir.
Diğer çiftlik hayvanlarına oranla hastalıklara ve kötü çevre koşullarına daha dayanaklıdır. Keçi ağız yapısından dolayı fundalık, makilik ve çalılıktan en iyi şekilde yararlanarak karnını doyurabilir. Sevk ve idaresi, bakılıp beslenmesi ve sağılması çok kolaydır. Yaşlılar, kadınlar ve gençler keçiye bakabilir.

Keçi sütünün diğer sütlerden ayrılan bazı özellikleri vardır. Bunlar;

Keçi sütü, inek sütü gibi içimlik süt olarak tüketilebilme özelliğine sahiptir.
Keçi sütünde, daha fazla miktarda küçük yağ globülleri vardır. Ayrıca keçi sütü yağı doğal olarak hemojenize özelliğine sahiptir. Bu özellikleri ile keçi sütünün sindirilmesi daha yüksektir. Bu durum keçi sütünü, sindirim sistemleri tam olarak gelişmemiş bebeklerin ve yaşlıların beslenmesinde önemli bir besin kaynağı olduğunu ortaya koymaktadır.
Bunların yanında keçi sütü prematüre bebeklerin beslenmesinde intestinal, koroner hastalıkların tedavisinde önem taşır.
Keçi sütü proteinleri diğer memeli sütlerinde bulunan amino asit komposizyonları bakımından çok belirgin farklılıklar gösterir. Bu durum özellikle inek sütüne alerjisi olan bebeklerin beslenmesinde keçi sütünü alternatif besin maddesi olarak devreye sokmaktadır.
Keçi sütünün yüksek fosfor içeriği, yeterince et ve balık tüketmeyen toplum kesimlerinin beslenmesinde önem taşır. Annesi ölmüş tay ve köpek yavruları için ideal bir besin maddesi özelliği taşır.
Keçi sütü bu özellikleri yanında peynir, süt tozu ve tereyağına işlenmekte ayrıca yoğurt üretiminde kullanılmaktadır. Dünyada yapılan en eski ve en ilkel peynir olan‘Kishle’ adı peynir ( Arabistan’da) keçi sütünden yapılan peynirdir. Diğer taraftan günümüzde dünyada en pahalı peynir de yine keçi sütünden yapılan Crottin de Chavignal olup Fransa’da üretilmektedir. Peynir çeşitleri bakımından Fransa’da sadece keçi sütü kullanılarak yapılan Camambert tipi ve Roquefert tipi peynirler başta olmak üzere diğer birçok keçi sütü peyniri piyasada en çok aranan peynirlerdir.
Dünyanın birçok ülkesinde keçilerin ıslahında en çok kullanılan sütçü ırklar daha çok İsviçre keçi ırklarıdır. Genellikle sütçülük özellikleri ön planda olan bu ırkların başında Saanen gelir.

İNEK, KOYUN VE KEÇİ SÜTÜ ARASINDAKİ FARKLAR

İnek Sütü: İnek sütünün bileşimi başta ırk olmak üzere çeşitli faktörlerin etkisi altında değişiklik göstermektedir. İnek sütünün kurumaddesi %10.5 - %14.5, yağ oranı %2.5 - %6, laktoz oranı %3,6 -%5,5, protein oranı %2,9 - %5 ve mineral madde oranı %0,6 - %0,9 arasında; bileşimine bağlı olarak asitliği 6,2 - 8,9 SH ve yoğunluğu 1,028 - 1,039g/ml arasında değişmektedir. İnek sütü bileşimindeki protein, laktoz ve yağ dışındaki maddeler miktar açısından önemli değildir. Ancak fonksiyonları açısından büyük önemi vardır.

Koyun Sütü: Koyun sütü; protein, yağ ve mineral maddeler açısından zengindir. Bileşimindeki protein ve yağ oranının fazlalığı ile diğer sütlerden ayırt edilmektedir. Kuru madde oranı inek sütünden %50oranında daha fazla olup, yaklaşık %19 civarındadır. Bunun %6 - %8 ‘i süt yağı, %4 -%5′i kazein. %4,5 -%5′i laktoz, %0,5 -%1!i albumin ve %0,9 -%1′i tuzlardan meydana gelmektedir. Koyun sütünün titrasyon asitliği 8–12 SH ve yoğunluğu 1,030 -1,045g/ml arasında değişmektedir.

Bileşimindeki proteinli maddelerin yaklaşık %80′i kazeinden oluştuğu için, kazeinli sütler gurubuna dahildir. Kuru maddesinin yüksek olması nedeniyle sahip olduğu kalori değeri de yüksektir. Rengi inek sütüne oranla daha beyazdır. Doğal asitliği daha yüksektir ve sonradan oluşan asitlik biraz yavaş gelişmektedir. Kendine özgü nispeten ağır bir tadı ve kokusu vardır. Bundan dolayı içme sütü için uygun değildir. Buna karşın kazein oranının yüksek olması nedeniyle peynir ve yoğurt üretiminde, yağ oranı yüksek olduğu için de tereyağı üretiminde tercih edilmektedir.

Koyun sütü yağının lesitin miktarı daha fazladır ve riboflavin açısından zengindir. İnek sütüne göre daha fazla miktarda amino grup asit içermektedir. C vitamini ve nikotinik asit açısından inek sütüne oranla daha fakirdir. Kurumadde ve yağ oranı daha yüksek olduğundan sindirimi inek sütüne göre daha güçtür.

Keçi Sütü: Bileşimindeki proteinli maddelerin yaklaşık %75′i kainden oluştuğu için, kazeinli sütler gurubuna dahildir. Karoten miktarı düşük olduğu için inek sütüne göre daha beyazdır. Keçi sütünün titrasyon asitliği 6,4 -10 SH ve yoğunluğu 1,028 -1,41 g/ml arasındadır. Keçi sütünün kurumaddesi %13 -%14 arasında değişir. Bunun %4,5′i yağ, %3,2’si protein, %4,1′i laktoz, %0,8′i mineral madde olarak bulunmaktadır.

Keçi sütleri A vitamini bakımından diğer sütlere oranla 2–3 kat daha zengindir. Keçi sütünün yağ globül çapı küçük olduğundan yağının ayrılması zordur ve bu nedenle geç kaymak bağlamaktadır. Yağ globüllerinin küçük olması, yağ ve proteinin daha homojen bir dağılım göstermesi kolay sindirilmesine neden olur. Keçi sütü fazla miktarda fosfat içermektedir. Et ve balık yeme alışkanlığı olmayan kimselerde fosfat eksiğinin giderilmesinde keçi sütü iyi bir kaynaktır. Mide asitliğini kontrol altında tutması nedeniyle mide rahatsızlığı olan kimselerin keçi sütü içmeleri önerilmektedir. Keçi sütü başta B12 vitamini olmak üzere bazı vitaminler ile mangan ve demir bakımından fakirdir.

FORCE TÜRK BOARD

KAROGLANIN PAYLAŞIMLARI
This it's a sample image

Dini ve Kültürel Bilgiler
Tasavvuf Bilgileri
PSD Grafikler
PNG Resimler
JPG Resimler
GIF Resimler
Flatcast Tema
Radyo indexleri
Ne Ararsanız Burada

FORCE TÜRK BOARD iÇERiK

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak


Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi